Bu derleme, eylem temelli bir grup psikoterapisi olan psikodramayı, son yıllarda artan nörobilimsel ilgi bağlamında ele alır ve psikodramanın temel ilkeleri, evreleri ve tekniklerinin beyindeki karşılıklarını bütüncül biçimde tartışır. Moreno’nun geliştirdiği psikodramanın merkezinde yer alan spontanlık, yaratıcılık, katarsis ve tele kavramlarının; prefrontal korteks, limbik sistem, ayna nöron ağı ve sosyal biliş devreleriyle ilişkili sinirsel süreçleri nasıl harekete geçirdiği açıklanır. Psikodramanın üç evresi olan ısınma, eylem ve paylaşım aşamalarının her birinin, bedensel bellek ve duygusal işlemleme ile bilişsel bütünleştirme arasında köprü kuran nörobiyolojik bir akış oluşturduğu vurgulanır.
Makalede, ısınma evresinin güven ve grup uyumunu artırarak sağ–sol yarımkürelerin birlikte aktive olmasına zemin hazırladığı; eylem evresinin “anlatma değil gösterme” yaklaşımıyla duygusal anıların bedensel/sahnesel canlandırma üzerinden yeniden işlenmesini sağladığı belirtilir. Bu süreçte limbik uyarılmanın prefrontal düzenleme ile bütünleşmesi, amigdala aktivitesinin yatışması ve yeni sinaptik bağlantıların kurulması gibi mekanizmaların terapötik değişimi destekleyebileceği öne sürülür. Paylaşım evresi ise yaşanan deneyimlerin dil merkezleri (Broca–Wernicke) aracılığıyla söze dökülerek bilişsel-duygusal entegrasyonunun tamamlandığı bir kapanış alanı olarak tanımlanır.
Derleme ayrıca psikodramanın çekirdek tekniklerini nörobilimle ilişkilendirir: rol değişimi ve aynalama özellikle ayna nöron sistemi üzerinden empati, perspektif alma ve bedenlenmiş simülasyon süreçlerini güçlendirirken; eşleme (doubling) kişinin ifade etmekte zorlandığı içsel yaşantıların sosyal-duygusal destekle görünürleşmesini sağlar. Travma odaklı psikodrama bölümünde, travmatik anıların güvenli bir sahnede yeniden canlandırılmasının sağ–sol yarımküre, kortikal–limbik bağlantılar ve “tolerans penceresi” içinde duygu düzenleme yoluyla yeniden işlemlemeyi kolaylaştırabileceği ifade edilir; grup dinamiklerinin evrensellik, paylaşım ve empatik rezonans üzerinden iyileştirici etkiyi artırdığı belirtilir. Bununla birlikte mevcut bulguların çoğunun küçük örneklemlere dayandığı ve randomize kontrollü çalışmaların azlığı nedeniyle genellenebilirliğin sınırlı olduğu vurgulanarak, daha büyük ve deneysel tasarımlarla psikodramanın nörobiyolojik mekanizmalarının netleştirilmesi gerektiği sonucuna varılır.

Comments are closed